|
Güney Azerbaycan'da Babek Kalesi Halk Kurultayı Üzerine Sosyolojik Değerlendirme |
|
Önsöz Sevgili okuyucu; eldeki yazıda bir sosyal-kültürel olgu olarak Babek Kalesi Halk Kurultayı değişik sosyolojik etkenler açısından incelenmeye çalışılmıştır. İnceleme, Babek Kalesi Halk Kurultayı ile diğer sosyal-kültürel olgular arasındaki ilişki ve etkileşimi kapsamaktadır. Böyle bir sosyolojik değerlendirmeyi yaparken nesnellik ve objektiflik ilkelerine bağlı kalmaya, dolayısıyla ele aldığım sosyal olguyu değerlendirirken tarafsızlık ilkesine bağlı kalmaya ve olayı olduğu gibi görüp değerlendirmeye çalıştım. Bugün İran'da farklı sosyal-kültürel etnik yapılar arasında yaşanan çatışma süreci kolaylıkla hissedilir bir gerçektir. Bilindiği gibi bu tip sosyal-kültürel çatışmaların kaynağı, yapılanmış her hangi bir sosyal-kültürel sistem içerisinde belli bir kültürel yapı tarafından diğer kültürel yapılara karşı uygulanan ayrıcalıklı etnik politikalardır. İran'ın çok kültürlü (çok milletli) bir siyasal mekan olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Bu bakımdan bu coğrafyada yerleşmiş etnik yapılar arasındaki etkileşim süreçlerine bakılırsa başat Fars kültürü ve diğer ezilen kültürler arasındaki ortak imkanların paylaşımındaki anlamlı fark hissedilebilir ölçüde gözlemlenebilir. Dolayısıyla İran siyasi coğrafyasında farklı kültürler arasında yaşanan kültürel etkileşim süreçlerinde başat Fars kültürünün etkileyen ve diğer kültürlerin etkilenen kültürler olduğu gözlemlenebilir. Bu bakımdan etkileşim sürecinin tek yönlü olduğu söylenilebilir. Bu sürecin ne kadar yıkıcı ve insanlık dışı olduğunu anlayan ve dikkate alan diğer etnosların (milletlerin) bazı kesimleri doğal olarak kendi tepkilerini çeşitli biçimlerde ortaya koymuşlardır. Babek Kalesi Halk Kurultayı da verilen tepkilerden biridir. Güney Azerbaycan Türklerinin bazı kesimleri kendi kültürel varlıklarının ciddi tehditlerle karşı karşıya olduğunu anlayıp onu korumaya ve yaşatmaya karar vermişler. Bu değerlendirmede birinci bölümde Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın bazı sosyolojik kökenleri üzerinde durulurken ikinci bölümde ise Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın Azerbaycan Türk kültürü için yararlı ve zararlı olabilecek uygulama yöntemleri üzerinde durulacaktır. I. Bölüm Bir sosyal olgu olarak “Babek Kalesi Halk Kurultayı”nın sosyolojik kökenleri ve amaçları neler olabilir? Kimlik Sorunu: Bugün geçmişte de olduğu gibi Güney Azerbaycan’da Güney Azerbaycan Türk kültürünün bütünselliğinin yitişi yüzünden farklı mensubiyet duyguları ve kimlik sorunları ön plana çıkmış durumdadır. Böyle bir sosyal-kültürel parçalanma süreci sonucunda farklılaşma -daha doğrusu yabancılaşma– ve parçalanma süreçleri farklı dış kültürlerle bütünleşmeye yönelerek birbirleriyle koşut değil farklı, hatta bazı zamanlarda karşıt yönlere eğilmiş durumdalar. İran siyasi coğrafyasında bulunan farklı kültürel mensubiyet duyguları ya da milli kimlikler (Azerbaycan Türkçülüğü, İran Türkçülüğü, İrancılık, Şiicilik, İslamcılık, Farsçılık) zaman zaman birbirleriyle uyum ve işbirliği içersinde gözükseler de genel olarak aralarında süregelen açık ve gizli rekabet, çatışma, karşıtlık ve özümseme süreçleri gözlemlenebilir durumdadır. Birçok güç çevreleri tarafından bilinçli olarak desteklenen ve başat kültür konumuna getirilen Fars kültürü ile -alt kültürler konumuna getirilmiş- diğer kültürel yapılar arasındaki etkileşim süreçleri doğal akışlarını yitirerek yönlendirilmiş ve çıkar çatışması durumuna getirilmiştir. Bu durumun sonucu olarak Fars kültürü dışında diğer kültürlere karşı zorlayıcı değişim programları planlı biçimde uygulanmaktadır. Bu durum çatışmacı yaklaşımcılar -Marx ve Cooser- açısından sosyolojik olarak değerlendirilirse geniş ölçüde bir toplumsal çatışma anlamına gelir. Hızlandırılmış ve zorlayıcı toplumsal değişim süreçleri çıkar çatışmalarına yol açabilir. Çıkar çatışmaları, açık seçik hale gelince çeşitli güç çevreleri kendi menfaatlerini korumak mecburiyetinde kalırlar. O halde güç kullanılır ve baskı artar. Toplum bir bunalım ve çöküş sürecine sürüklenebilir. Durkheim bu duruma ‘anomi’ ( belirsizlik ) der. İşte böyle bir hızlı değişim, çatışma ve baskı yüzündendir ki bugün Güney Azerbaycan Türkleri farklı kimlikler ve mensubiyet duygularını (Azerbaycan Türkçülüğü, İran Türkçülüğü, İrancılık, Şiicilik, İslamcılık, Farsçılık) benimseyerek “diğerlerini-ötekileri” reddetmek konumuna gelmiştirler. Farklı kimlikleri ve mensubiyet duygularını ön plana çıkartmaya çalışan güç ve menfaat çevreleri sosyal ve siyasal ortamlarda birbirlerini reddederek karşı tarafı görmezden gelmektedirler. Başat güç çevreleri ise böyle bir sorunun olmadığını söyleyerek problemi görmezden gelmektedirler. Toleransın söz konusu olmadığı böyle ortamlarda, genelde taraflar kendilerini haklı, diğerlerini ise haksız gösterebilirler. Burada en çok haksızlığa uğrayan taraflar, merkeze yakın güç çevreleri tarafından beslenmeyen hatta çoğu zamanlar reddedilen çevrelerdir. Başka bir deyişle başat kültürün yok etmeye çalıştığı diğer alt kültürler konumuna getirilmiş kültürel yapılardır. Bunların başında da Güney Azerbaycan Türk kültürü ve bu kültürün devamlılığını sağlamak isteyen çevreler gelmektedir. Azerbaycan Türk milli kimliklerini ön planda tutarak kendi milli ve kültürel varlıklarını korumaya ve sürdürmeye çalışan çevreler, İrancılık adı altında Farsçılık yapanlar tarafından her türlü şiddetli baskı ve tehdit altındadırlar. Toplumdan izole edilmeye çalışılan Türkçü-Milliyetçi aktivistleri kendi istek ve ihtiyaçlarını -temel insan hakları- dile getirmek için meşru eylemler ve kültürel nitelikli aktiviteleri tercih edip kendi milli kimlik unsurlarını korumak ve yaşatmak istemişlerdir. Azerbaycan Türk kültürü ve milli kimliklerini koruyup geleceğe taşımak için milliyetçi çevreler kendi dillerini, tarihlerini, adet ve ananelerini, değerlerini, milli törenlerini ve nihayet milli kahramanlarını unutmamak için öğrenip öğretme yolunu seçmiştirler. Dolayısıyla dil, tarih, folklor ve milli dansları öğrenme kurslarının, çeşitli anma törenlerinin yanı sıra Babek Kalesi Halk Kurultayı da bu gibi kültürel aktivitelerden biri ve nerdeyse –milli birlik ve beraberlik ruhunu canlandıran- en önemlilerinden biridir. Kendi kültürel varlığı ve milli değerlerini tehdit altında gören Azerbaycan Türkleri bu süreci durdurmak için olanakların izin verdiği ölçülerde, gerçekleştirebilecekleri her türlü alternatifi değerlendirmek mecburiyetinde bırakılmıştırlar. Yıllardır yasal yollarla istenilen yasal haklar başat kültürün yönetim merkezleri ve güç çevreleri tarafından dikkate alınmayarak, üstüne üstelik baskıya uğratılmış ve çözümsüz bırakılmıştır. Merkezi güçlerin çevreye karşı sergiledikleri baskıcı ve şiddet eğilimli tutumları çevre güçlerini özellikle de Güney Azerbaycan milliyetçi aktivistlerini zor durumda bırakmıştır. Bunun sonucu bazı çevreler–Güney Azerbaycan’ın içinde ve dışında- daha sert ve radikal tutum ve eylemler sergilemek zorunda kalmışlar. Yasal süreçler tıkandığı zaman yasal olmayan süreçlerin başlanması kaçınılmaz bir toplumsal olgudur. Toplumsal çatışmaları kontrol altında tutan güvenlik supapları bulunmayınca çatışmanın toplumsal çöküş boyutuna varması kaçınılmaz bir gerçektir. Hele söz konusu çatışma “temel insan hakları” olunca toplumsal bunalımın boyutları geniş kitleleri kapsayabilir. Bu ölçüde büyük bir çatışmanın ardından yaşanacak büyük çöküşün zararlı sonuçları taraflar için beklenilmez ve kaçınılmaz olabilir. Neticede şiddetin ve güç kullanmanın hiç bir taraf için yarar sağlayamayacağı bilinen bir gerçektir. Ama yine de tarih buyunca radikal tepki (savaş), anlaşmanın gerçekleşmediği taktirde son çare olmuştur. Sonuçta kimlik krizinin şiddetli bir biçimde yaşandığı İran ve özellikle de Güney Azerbaycan bölgesinde çözümsüz bırakılmayacağına inanılıyor. Nitekim maarifçilik süreci durmadan devam etmektedir. Bu sürecin iç dinamizmi halkın ta kendisidir. Güney Azerbaycan Türkleri kendi milli değerlerine sahip çıkmak için her türlü yasal seçenekleri değerlendirmektedirler. Kendi milli kimliği ve kültürel varlığını koruyup sürdürme, çoğu zaman belirli bir dilde eğitim, kendi dilinde televizyon kanalı, kutsal anıtların korunması, toplu zaferler ve yenilgilerin anılması, milli kahramanların hatırlanması gibi sembolik hedeflerin ardınca koşar. Geçmişten gelen mitler, simgeler, töreler bugünün milliyetçiliklerinin içeriğini belirler, söylemlerin ana dolgusunu oluşturur. İşte Babek Kalesi Halk Kurultayı da Güney Azerbaycan Türklerinin milli kimlik ve kültürel varlıklarını sürdürmeleri için seçtikleri yasal ve meşru seçeneklerden biridir. Bu gibi “temel insan hakları” kapsamındaki talepler, başat Fars Kültürü ile aynı statüyü kazanıncaya dek sürdürülebilir. Çünkü Güney Azerbaycan Türkleri kendi milli değerleri ve haklarından –dil hakkı, ekonomik eşitlik hakkı, ana dilde eğitim hakkı, milli bütçeden eşit pay alma hakkı vs– ödünç vermeden artık kendilerini Farslar kadar insan, Farsların hak edip sahip oldukları her şeye haklı ve sahip olabileceklerini düşünmektedirler. Burada şunu da hatırlatmak gerekir ki, Güney Azerbaycan Türklerinin Babek Kalesi Halk Kurultayı tesadüfen ya da rast gele bir toplumsal olgu değildir. Azerbaycanlıların milli kahramanı Babek’in yaşadığı dönemi, milli kimlik krizi açısından değerlendirirsek önümüzde çizilecek olan tablo, bugünkü tablodan daha çok farklı olmayacaktır. Dolayısıyla o dönemde saldırgan Araplar –Abbasi iktidarı– tarafından Azerbaycan Türk milletine karşı yürütülen baskıcı politikalar ve açılan savaşlar günümüzde Fars şovenistleri tarafından yürütülen gizli etnik temizleme (genosit) politikalarından daha çok farklı değildir. İşte bu sebepledir ki Güney Azerbaycan Türkleri o gün ile bu gün arasındaki tarihi ve toplumsal benzerlikleri görüp kendi geçmişlerinden esinlenerek merkezi güçler tarafından yürütülen etnik temizleme politikalarına karşı tepkisini ortaya koymaktadır. Değer Sistemleri Arasındaki Çatışma (İdeolojik Boşluk): Çeşitli inanç sistemleri, dinler, ideolojiler ve evren açıklama modelleri toplumsal yaşamın en temel ve vazgeçilmez kurumsal parçalarından biridir. İlkelden karmaşığa bütün toplumsal yapılarda temel kurumlardan biri sayılırlar. Bu bakımdan inanç ya da değer sistemlerinin işlevleri, sosyolojik ve psikolojik olarak iki ayrı disiplin açısından incelenebilir. Psikolojik olarak bireylerin, bilimsel ya da felsefi yöntemlerle çözümlenemeyen soruları ve kuşkularını cevaplar. İnanç ya da değer sistemleri aslında bireyleri, bilimsel ya da felsefi yöntemlerle “bilinmeyenlere karşı” korur. Dolayısıyla bilimsel ya da felsefi yöntemlerle bilinen şeylere karşı bilinmeyen şeyler ve sorulara kendine özgü yöntemi ile açıklık getirirler. Bu da bireyleri bilinmeyenlere karşı korur ve belirsizlikleri belirlenmiş gibi gösterir. Burada Maslov’un gereksinim öncelikleri piramidindeki ikinci sırada yer alan ‘korunma gereksiniminden bahsedilebilir. İnsanoğlu doğal tehditlere karşı kendini korumaya ve yaşamını sürdürmeye güdülenmiştir. Korunma güdüsü bilinen ve görünen tehdit ve şüphelere karşı olduğu halde bilinmeyen ve görünmeyenlere karşı olarak da tepkilerimizi biçimlendirir ve yönlendirir. Bu bakımdan inanç ve değer sistemleri bilimsel ve felsefi yöntemlerle açıklanamayan sorular, kuşkular ve tehditlere açıklama getirirken bireyleri ikna eder, belirsizliğe karşı belirginliği sağlar ve korkuyu ortadan kaldırır. Diğer yandan kişiler arası ilişkileri düzenleyip onlara umut vererek hayata bağlanmalarını sağlar. İşte bu bakımdan inanç ve değer sistemleri psikolojik açıdan bireyleri ikna ettiği ve farklı uyarıcılara karşı nasıl davranacaklarını belirlediği, dolayısıyla karakterlerini önemli ölçüde belirleyip biçimlendirdiği için önemli işlevlere sahipler. İnanç ve değer sistemleri bireylerin sadece psikolojik ihtiyaçlarını değil aynı zamanda bazı sosyal ihtiyaçlarını da giderir. Durkheim yaptığı din sosyolojisi araştırmalarında “inanç ve değer sistemleri toplumu mümkün kılar” sonucuna varmıştır. Dolayısıyla ilkelden karmaşığa tüm toplum ve topluluklarda bireylerin belli bir inanç ve değer sistemi çevresinde toplandıkları açıkça görülebilir. Kimi zaman bir mit (Türklerde Bozkurt ve Dede Korkut Destanları), kimi zaman ise her hangi bir bağımlılık duygusu (Avrupalılarda Avrupalılık ve Avrupa Birliği, Türklerde Türklük ve Türk Birliği) birçok bireyi bir araya getirir ve onları ortak hedef, ortak menfaat ardından koşturur. İnanç ve değer sistemleri ayrıca bireyleri çeşitli politik, ekonomik, hukuksal, aile, iş, arkadaşlık vs. gibi sosyal aktivite ve ilişkilerini de etkiler. Dolayısıyla onların sosyal aktiviteleri ve ilişkilerini anlamlandırır, yaşamlarını anlamlı kılar. Bir başka deyişle inanç ve değer sistemleri insanoğlunun en kutsal ve yüce değerleri sayılan “özgürlük” , “eşitlik” vs. gibi kavramların, sosyal hayatta insan ilişkileri çerçevesinde gerçekleşmesini sağlayabilecek sayılan izlencelerdir. İşte bu bakımdan tatmin ve ikna gücüne sahiptirler. İnanç ve değer sistemleri bireylerin ahlak kurallarını, ekonomik ilişkilerini nasıl kuracaklarını, politik ilişkilerini –örneğin hangi parti adayına oy verip vermeyeceğini– aileye ilişkin bakış açısını belirleyen en önemli değişkenlerden biri sayılmaktadır. Bu bakımdan inanç ve değer sistemleri (din) en temel sosyal-kültürel kurumlardan biri sayılmaktadır. Kapitalist ekonominin doğuşunun nedenlerini üretim ve tüketim ilişkilerinde arayan Karl Marx’ın incelemelerinin yanı sıra Protestan inancının kapitalist ekonominin doğuşundaki etkisini de göz ardı edemeyiz. Weber’in “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” adlı eserinde inanç sisteminin ekonomik ilişki ve aktiviteleri ne ölçüde etkileyebileceğini açıkça görülebilir. Son birkaç on yılda -1980 sonrası– seri üretim anlayışından sektörel üretim anlayışına geçişin en önemli nedenlerinden biri de farklı inanç ve değer sistemlerine (kültürlere) bağlı bireylere uygun, farklı ürünler üretmek ve gelir sağlamak olsa gerek. Bu olayın en açık biçimi, üretilen malların kataloglarında kullanılan dillerde görülebilir. Ya da 1980’li yıllarda Uzak Doğu ülkelerinin İran’a “siyah çarşaflık ipek kumaş” ihracatı örnek gösterilebilir. Burada yukarıda açıklanan teorik çerçeve temelinde 9. yüzyılın başlarında (816-837) inanç ve değer sistemlerinde yaşanan bunalım ile bugünkü durum arasında gerçek benzerlikler ele alınacaktır. 9. yüzyılın başlarında istilaya uğrayan Azerbaycan Türkleri inanç ve değer sistemi değişimi bakımından çok ağır ve bunalımlı günler yaşamaktaydılar. Yüzyıllarca inanıp değer verdikleri şeyler Abbasi Hilafeti tarafından geçersiz ve değersiz sayılarak yeni inanç ve değer sistemi İslam dini adı ile güç kullanılarak zorla halka aşılanmaktaydı. Bu durumda halk ya yeni getirilen inanç ve değerler sistemini kabullenmeliydi ya da onlara karşı direnip kendi değerlerini koruyup yaşatmalıydı. Birinci durumda Bağdat yönetimi tarafından ödüllendirilerek canı bağışlanıp bazen de bir makam sahibi olabilirlerdi. İkinci durumda ise ölüm cezası ile karşılanırdı. Dolayısıyla halk arasında toplumsal bütünlüğü sağlayan ve kişiler arası ilişkileri anlamlandıran ve düzenleyen değerler sistemindeki yaşanan hızlı değişim dönemi, Durkheim’ın deyişi ile bir anomik dönem idi. Toplumsal bütünlük çökmekte, kişiler arası ilişkiler anlamını ve içerik dolgusunu değiştirmekte ve belirsizlik artmaktaydı. Bu bakımdan Azerbaycan Türklerinin bilinenleri ile bilinmeyenleri, korkuları ile avuntuları ve evren açıklama modelleri köklü değişim süreci yaşamaktaydı. Bu süreç tam anlamı ile bir değerler sistemi çatışmasını beraberinde getirmiştir. Bu nedenle de halk kendi değerlerini, toplumsal bütünlüğünü ve anlam kodlarını korumak için bir araya gelip dışarıdan gelen tehdide karşı kendi direniş sistemini oluşturmuştur. Burada söz konusu olan, bir sosyal-kültürel yapının başka bir sosyal-kültürel yapı tarafından yok edilerek yutulmasıydı. Bu bakımdan sorun daha kapsamlı ve derindi. Bu savaş ya da direniş Azerbaycan Türk kültürü için ölüm-kalım savaşıydı. Günümüzde ise Azerbaycan Türk kültürü daha da ciddi bir biçimde aynı tehditlerle karşı karşıyadır. Bir siyasi coğrafya olarak İran sınırları içinde yerleşen Güney Azerbaycan tarihi toprakları başat Fars kültürü tarafından her taraflı taciz altındadır. Azerbaycan Türk kültürünün tüm kurumsal yapıları dağıtılmış, bu kültürün süreğenliğini sağlayan kuruluşlar ortadan kaldırılmış hatta bireysel ölçüde faaliyet gösteren kişilerin önüne bile binlerce yasal ve yasal olmayan engeller konulmuştur. Bir çok kültürel yapıların, inanç ve değerler sistemlerinin mekanı olan İran siyasi coğrafyasında; başat Fars kültürü ve Şii inanışı ayrıcalık kazanmış ve diğerlerine karşın kendi kültürel varlığını yaşatmaya ve kültürel süreğenliğini sağlamaya daha haklı kılınmıştır. Başat Fars kültürü diğer kültürel varlıkların imhası pahasına olsa bile buna haklı görülmüştür. Durumun Azerbaycan Türk kültürü için ne kadar tehlikeli olduğunu ayırt eden Güney Azerbaycan Türk aydınları kültürel yok oluş sürecini durdurmak için ellerinden geleni yapmışlardır. Temel insan hakları ve resmi yasaların tanıdığı azınlık hakları kapsamında kendi isteklerini dile getiren Azerbaycanlı Türk aydınlar ve aktivistleri binlerce tehdit ve vaat ile engellenerek susturulmaya çalışılmıştır. Yasal haklar çiğnenince, merkez tarafından verilen sözler tutulmayınca, ezilenler ezenlere karşı inancını yitirmiş ve taraflar arasında ciddi bir biçimde güvensizlik duygusu yaşanmıştır. Bu durum, büyük bir çatışmanın yaşanacağına yol açabilir. Öyle ki artık ortada inançsızlık ve güvensizlikten kaynaklanan bir değerler çatışması ve ideolojik boşluk yaranmıştır. Artık merkezin çevreyi elinde tutacak vaatleri boşa çıkmış ve çevrenin güvenini kazanacak bir kozu kalmamıştır. Bu bakımdan Güney Azerbaycan Türk aydınları başta olmakla Güney Azerbaycan Türkleri kendilerini terkedilmiş durumda hissederek merkeze karşı bağımlılık duygularını ve umutlarını her geçen gün daha da yitirerek korkularını giderecek yeni bir umut ve çıkış yolunda yolculuğa çıkmaya mecbur bırakılmışlar. Bunun için de kendi kültürel unsurlarından besinlenerek kendi kültürel değerlerini ve inançlarını koruyup yaşatmak için yeni sistemlendirilmiş stratejilerini çizmeye kalkmışlar. Söz konusu kültürel unsurlardan biri de halkın milli kahramanı olan Babek’in anısını canlı tutmaktır. Bu gibi olgular halkın merkezden elini yüzerek kendine dönüşünün, kendine inanışının açık bir göstergesidir. Merkezi güç çevreleri tarafından Güney Azerbaycan Türk kültürüne karşı uygulanan aşırı baskıcı ve şoven politikalar sonucu Güney Azerbaycan Türk aydınları bu çıkmazı aşabilmek için inancını ve umudunu yitirmiş halkın duygu, düşünce ve davranışını değiştirecek tutumların yaygınlaştırılması çabasındalar. Güney Azerbaycan’da en başta gelen bu tutumlardan biri milliyetçiliktir. Yani kendi toplumsal bütünlüğünü (milletliğini) ve değerler sistemini koruma ve yaşatma tutumu. işte Babek Kalesi Halk Kurultayı bu boşluğu dolduracak dolgulardan biridir. Ekonomik Bunalım: Ekonomi kurumu, temel evrensel kurumlardan biri sayılmaktadır. Bu bakımdan ekonomi kurumu; bireylerin temel sosyal ve biyolojik ihtiyaçlarını karşılama amacıyla belirlenmiş, onaylanmış ve birleştirilmiş tarzlardan oynadıkları sosyal örüntü, rol ve ilişki yapısıdır. Aynı zamanda bilindiği gibi diğer temel evrensel kurumlarla (din, dil, siyaset, hukuk, sağlık, aile, sanat, eğitim), tümüyle ayrı değil onlara bağımlıdır. Bu bakımdan ekonomik ilişkilerde yaşanacak her hangi bir bozukluk, toplumdaki diğer kurumsal ilişkileri de etkileyebilir. Ekonomik ilişkilerdeki aşırı bozukluk toplumsal bunalıma yol açabilir. Toplumsal bunalımlar ise toplumsal değişimlerin zeminini hazırlar. Ekonomik bunalımın yoğunluğu ve kapsamı ölçüsünde diğer kurumsal ilişkiler de etkilenir ve değişime uğrayabilir. Bu bakımdan ekonomik ilişkilerde yaşanan krizler sonucunda sermaye dolaşımında güvensizliğin, işsizliğin ve geçimsizliğin arttığı için sosyal-kültürel değerler sistemi, karşılıklı güven ve toplumsal istikrar tehlikeye uğrayabilir. Günümüzde ve 9. yüzyıldaki Azerbaycan’ın durumu ekonomik ilişkiler açısından karşılaştırılırsa bazı benzerlikler görülebilir. 9. yüzyılda olduğu gibi günümüzde de dış güçler tarafından programlanmış olan uygulanan politikalar sonucu Azerbaycan ekonomisi kendi gerçek gücünü yitirmiş ve zayıflatılmıştır. Bu gerçeğin kanıtı olarak 9. yüzyıldaki Arap ordularının acımasızca yaptıkları talanları, günümüzde ise istatistiksel verileri gösterebiliriz. Günümüzde Azerbaycan’da yaşanan ekonomik ilişkilerdeki bozukluk Azerbaycan’dan Fars bölgelerine yönelik sermaye göçüne, işçi göçüne, işsizler ordusunun yaratılmasına, güvensizliğe, geçimsizliğe ve değerler sitemindeki çöküşe yol açmıştır. Adı geçen sosyal bunalım olguları toplumu ve toplumsal ilişkileri kaçınılmaz olarak değişime zorlamaktadır. Azerbaycan Türklerinin Babek Kalesi Halk Kurultayı’nı Azerbaycan’da yaşanan ekonomik bunalımlar açısından değerlendirirsek halkı oraya toplayan dinamizmlerden birisinin merkez tarafından bilinçli olarak uygulanan ayrıcalıklı ekonomik politikalar sonucu yaşanan ekonomik krizlerdir. Bu bakımdan Babek Kalesi Halk Kurultayı’na katılanların önemli çoğunluğunu ekonomik zorluklarla boğuşan alt sınıf insanları oluşturmaktadır. Azerbaycan Türkleri, Azerbaycan’ın yeraltı ve yerüstü ekonomik kaynaklarının merkez tarafından nasıl ve hangi amaçların gerçekleşmesine yağmalanarak kullanıma alındığını gayet iyi bilmekte ve görmektedirler. Babek Kalesi Halk Kurultayı, Azerbaycan’a yönelik merkez tarafından uygulanan ekonomik politikalara bir tepki olarak görülebilir. Azerbaycanlı Türk aydınlar Azerbaycan’ın bu gibi ezici politikaları hak etmediğini defalarca çeşitli yollarla dile getirmişlerdir. Ama merkez tarafından beklenilen ve umulan tepkiyi görememişler. İşte bu yüzden de merkez güçlere karşı güvensizlik ve sevgisizlik duygusu giderek artabilir. Otorite Boşluğu: 9. yüzyılın başında Abbasiler yönetimi altında Arapların Azerbaycan Türklerine karşı açtığı savaş sonucu Azerbaycan’ın tarihi topraklarında yerli kontrol güçleri ve siyasal erk kendi varlığını hissettiremez ölçüde zayıflamış, dolayısıyla otorite boşluğu açık bir biçimde gözlenebilirdi. Otorite boşluğu sorunu aynı zamanda halkın sosyal ve özellikle de hukuksal ilişkilerinde bir takım sistem bozukluğu ve durum belirsizliğine yol açmıştır. Halk bu ve benzeri toplumsal belirsizlikleri aşmak için isyana başvurmuş ve kendi ulusal kahramanı Babek’in arkasında yer almıştır. Çünkü halkın iradesini, birlik ve bütünlüğünü temsil eden siyasal erk ya da yerel devlet yok olma tehdidi ile karşı karşıya kalmıştı. Başka bir yorumla isyan istikrar ve düzeni sağlama amacını gütmekteydi. Günümüzde ise Azerbaycan Türk kültürünün otantikliğini bozacak yalın gözle gözlemlenemez birçok tehditler bulunmaktadır. Artık bir kültürel varlığı yok etme yöntemleri ilerlemiş biçimlerde uygulanabilir. Belli bir kültürel sisteme bağlı bireyler kendileri duymadan, hissetmeden ve görmeden kendi kültürel değerleri ve unsurlarından arındırılarak kendilerine yabancılaşabilir (elinasyon) ve başkaları tarafından özümsenebilir (asimilasyon). Günümüzde Güney Azerbaycan Türk kültürü, siyasal erki elinde tutan Tahran yönetimi tarafından yok edilme hedefine alınmıştır. Hedefin gerçekleştirilmesi için gözle görülmeyen sosyolojik, psikolojik, ekonomik, politik, yaygın ve örgün eğitim ve benzeri gibi yok etme yöntemleri kullanılmaktadır. İran’daki merkezi otorite güçlerinin yalnız Fars kültürünü yaşatarak diğer kültürleri yok etme politikaları Babek Kalesi Halk Kurultayı’nın diğer dinamiklerinden biri sayılabilir. Geniş ve kapsamlı biçimde uygulanan kültürel yok etme politikaları Güney Azerbaycan Türk aydınları tarafından hissedilmiş ve sınırlı ölçülerde de olsa halka intikal ettirilmiştir. Halk ise çeşitli yol ve yöntemlerle tepkisini göstermiş ve göstermektedir. Babek Kalesi Halk Kurultayı da bu tepkilerden en açığı ve kapsamlısıdır. Zorlayıcı Sosyal-Kültürel Değiştirme Süreçleri: Babek’in önderliğinde gerçekleşen Azerbaycan Türklerinin milli isyanının diğer nedenlerinden biri de Abbasi Hilafeti’nin Azerbaycan’daki sosyal-kültürel yapıyı kısa sürede köklü değişime götürme isteğiydi. Bağdat yönetimi Azerbaycan Türklerinin duygu, düşünce ve davranışlarını, inanç sistemlerini, tutum ve sosyal normlarını aniden kısa sürede değiştirme isteğindeydi. Bu sürece direnenlere karşı amansız savaş açmıştır. Azerbaycan Türk kültürünün ölümünü armağan getiren bu tip savaş yöntemleri hem basit hem de objektifti. Yani kültürel yok oluş gözle görülür, elle tutulur biçimdeydi. Ama günümüzde çağdaş bilimlerin getirileri sayesinde Azerbaycan Türk kültürüne karşı yürütülen yok etme politikaları uzun süreli, programlı, karmaşık ve sübjektif ağırlıklı nitelik taşımaktadır. Yani artık yok etme politikaları elle tutulur ve gözle görülür biçimini değişerek kültürel yok oluşu benimsetip zihinlere kazarak gönüllü davranış konumuna getirmektedir. Dolayısıyla günümüzde sosyal mühendislik yöntemleri sayesinde Azerbaycan Türklerinin zihinleri kontrole alınmıştır. Bu yöntemin başlıca iki özelliği yabancılaştırma ve asimilasyon olsa gerek. İran’da Fars kültürünü mutlak ve var olan tek bir kültür konumuna getirmek isteyen güç çevreleri çağdaş bilim ve teknolojik imkanlardan yararlanarak diğer kültürleri yok etme planlarında hayli başarılı olmuşlar denilebilir. Bu durumun diğer önemli sebeplerinden biri de başlangıçta diğer kültürlere mensup milletlerin, merkezin yok etme politikalarına karşı duyarsız ve tepkisiz kalması ayrıca çağdaş bilim ve teknolojinin getirilerinden uzak kalmaları olsa gerek. Diğer Etkenler: Azerbaycan Türklerinin Babek Kalesi'ne toplanışını sadece birkaç sosyolojik nedene bağlamak elbette ki doğru olamaz. Ama sebeplerin hepsini araştırıp açıklamak bir kişinin gücünü aşan bir meseledir. Bu bakımdan bu çalışmada ele alınan konular ve sayılan sebepler sadece benim bakış açımdan önemli görülen sebeplerdir. Buraya dek gene de benim açımdan üzerinde durulması gereken konuları açıklamaya çalıştım. Ama bu noktadan itibaren aklıma gelen diğer etkenleri kısaca açıklayıp değerlendirmenin ikinci bölümüne geçeceğim. Bilindiği gibi her hangi bir sosyal aktivite veya organizasyon belli bir ya da birkaç ihtiyaç ya da sorunun giderilmesi ya da çözülmesi gerektiğini gösterir. Bireysel ya da toplumsal olsun, belli bir amaca yönelik davranış bir ihtiyacın ve gerilimin ortada olduğunu gösterir. Bu bakımdan Babek Kalesi Halk Kurultayı da bir kaç ihtiyaç ve gerilimin sonucunda gerçekleşmiş bir olaydır. Azerbaycan Türk milleti bir şeylerden (temel insan hakları, kültürel kimliği, kurumsal yapılanma) yoksun bırakıldığını duymuş, yoksun bırakıldığı şeylere karşı gerilim yaşamış, hedef edindiği şeylere yönelik güdülenmiş ve sonunda ihtiyacını gidermek için gereken davranışı sergilemiştir. Bu ihtiyaçlar neler olabilir? Kendi sosyal-kültürel değerlerini ve varlığını koruyup yaşatmak. O halde Azerbaycan Türkleri ihtiyaçlarını karşılamak için neler etmişler? Her türlü yasal yolları sınamış, defalarca dileklerini dile getirmiş, mektuplar, makaleler yazmış, kongreler, sempozyumlar düzenlemiş, nihayet Babek Kalesi'ne toplanarak isteklerini medeni bir biçimde dile getirmiştir. Ama yine de gereken sonuç alınmamıştır. Bilindiği gibi doyum sağlanmadığı sürece ihtiyaç daha da artabilir, gerilim ve güdülenme daha da ciddileşebilir. Diğer bir değişle Babek Kalesi Halk Kurultayı ve benzeri tipten gösteriler devam edebilir. Günümüzde bu ve benzeri tipten gösterileri tetikleyen birçok dinamik olgudan söz edilebilir. İran'da azınlıkların kimlik sorunlarının yanı sıra gençliğin sorunları, kadın-erkek eşitsizliği, uyuşturucu sorunu, giyim tarzı, kadın-erkek ilişkileri, doğal çevre sorunları, evlilik ve boşanma hukuku sorunu, ifade özgürlüğü sorunu, işsizlik, temel insan hakları vb. sorunlar yaşanmaktadır. Neden bu gibi yaygın ve güncel sorunlar Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın dinamizmleri sayılmasın? Görüldüğü gibi Azerbaycan Türkü diğer İranlı (Fars)’tan daha da çok baskı ve kısıtlamalara maruz kalmıştır. Babek Kalesi Halk Kurultayı bu baskı ve sıkıntının dile getirilişidir. Diğer yandan çağımız artık bilgi ve bilgiyi kullanma çağıdır. İletişim teknolojisi çığ gibi gelişmektedir. Bunların yanı sıra küreselleşme olgusu bütün boyutlarıyla kendini her geçen gün daha da fazla hissettirmektedir. Azerbaycan Türkleri de bu gibi küreselleşme olgularının etkisinden uzak kalmamıştır. Özellikle Azerbaycan Türk aydınları küreselleşme olgusunun olumlu ve olumsuz yönlerini anlamış, duymuş ve etkilenmiştir. Temel insan hakları adı altında aslında kendi menfaatlerini koruyup geliştirmek amacıyla emperyal güçlerin müdahaleci davranışları, yerinde doğru olmasa da aşırı baskı ve etnik temizleme sıkıntısı yaşayan azınlıklara bir umut kaynağı olmuştur. Bunun en açık biçimi, Amerika'nın Afganistan ve Irak'a yönelik müdahalesi ve oralardaki azınlıkların tepkilerinde görülebilir. Talabani’nin Irak Cumhurbaşkanı seçilmesinin hemen ardından Irak, İran ve Türkiye'deki Kürtlerin meydanlara çıkıp sevinç gösterilerini hatırlayınız. İşte yukarıda sayılan küresel olgular Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın diğer dinamiklerinden sayılabilir. II. Bölüm: Babek Kalesi Halk Kurultayı’nın sürdürülebilir bir sosyal olgu olabilmesi için nasıl bir uygulama yöntemi izlenebilir? Yukarıda Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın bazı sosyolojik nedenleri kuramsal açılardan ele alındı. Bundan sonraki bölümde Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın uygulanması konusuyla ilgili bazı bakış açıları ele alınacaktır. Burada esas önemli olan soru; Babek Kalesi Halk Kurultayı'nı nasıl cezalandırıcı ve yitirici değil ödüllendirici ve yarar sağlayıcı bir sosyal organizasyon ve aktivite durumuna yönlendirebiliriz sorusudur. Soruya bir az daha açıklık getirmek istersek böyle de diye biliriz, Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın Azerbaycan Türk Kültürü ve Azerbaycan Türk milletine zarar değil yarar sağlaması için nasıl bir uygulama yöntemi izlenilebilir ve hangi davranış örüntüleri sergilenebilir? Soruyu yanıtlamadan önce milli kültüre yararlı ve zararlı olan unsurlar ve olguların ayrımını yapacak ölçütleri belirlemek gerekir. Şimdilik aklıma gelen dört ayrı kriterden bahis edilebilir: 1. Sosyal-kültürel değerler sistemine uymalı Sosyal-kültürel yapı içerisinde yerleşen bazı kesimler için doğulan yeni ihtiyaçların mahiyeti ve söz konusu ihtiyaçların giderilme yöntemleri kültürel değer sistemleri ve sosyal ilişki kuralları ile çatışmamalıdır. Aksi takdirde uyum süreci tam olarak yerine getirilemez. Ama eğer çatışan öğeler sosyal-kültürel yapı tarafından sindirilebilinecekse o zaman uyum problemi çözülebilir mahiyettedir, söylenebilir. Yenilikler sosyal-kültürel yapı tarafından kabul edilerek bütünün parçası haline gelir. Bütünün parçası durumuna gelebilmek ise belli bir süre zamanın geçmesi ve bazı şartların gerçekleşmesine bağlıdır. Babek Kalesi Halk Kurultayı organizasyonu da Azerbaycan Türk kültürünün devamlılığı için bazı çevreler tarafından yeni bir sosyal ve kültürel ihtiyaç olarak ortaya atılmıştır. Bu yeni ihtiyaç duyulan olgu yani Babek Kalesi Halk Kurultayı olgusu Azerbaycan Türk kültürü ile hem mahiyet hem de uygulanış tarzı açısından her hangi bir uyumsuzluk veya çelişki göstermemektedir. Ama unutulmaması gereken önemli bir husus şu ki; Güney Azerbaycan Türk kültürü kendi bütünselliğini önemli ölçülerde yitirmiş ve dominant Fars kültürünün etki alanına alınmıştır. Daha doğrusu yok olma tehdidi ile karşı karşıya kalan Güney Azerbaycan Türk kültürü önemli ölçülerde başat Fars kültürü ile bütünleşme süreçlerini geçirmiştir. Bu bakımdan siyasal erki elinde tutan şovenist güç çevreleri Babek Kalesi Halk Kurultayı olgusunun hem felsefesini hem de uygulanış tarzlarını kendi plan ve programlarına bir tehdit olarak görmeleri gayet normal bir algılama ve bunu engelleme çabaları gayet normal bir tutum ve davranıştır. Göründüğü gibi Babek Kalesi Halk Kurultayı bazı çevrelerce desteklenip bazılarınca engellenmektedir. Burada açık bir biçimde menfaat çatışması olgusu söz konusudur. Bilindiği gibi her hangi bir uyumsuzluk ve çıkar çatışması sürecinde galip gelen taraf güçlü olandır. Bu bakımdan Azerbaycan Türk milliyetçi çevrelerinin objektif güçleri ile Fars şovenistlerinin objektif güçleri karşılaştırılırsa Fars şovenist güç çevrelerinin ne kadar güçlü oldukları açıkça görülebilir. Çünkü İran sınırları içinde kültürel değerleri ve toplumsal ilişkileri belirleyen ve yönlendiren nerdeyse bütün kurumsal yapılar yalnız başat Fars kültürüne hizmet edecek konumdadır. Diğer bir değişle bu gün İran'da işleyen eğitim, din, hukuk, siyaset, ekonomi, sanat ve ordu gibi kurumlar yalnızca başat Fars kültürünün değerleri ve bütünselliğini koruma amacına hizmet vermektedirler. Oysa Güney Azerbaycan Türk kültürünün tüm kurumsal yapıları dağıtılmıştır. Başka bir deyişle Güney Azerbaycan Türk Kültürü otantikliğini ve bütünselliğini yitirmiştir. Böyle bir durumda Azerbaycan Türk milliyetçi çevreleri uyumsuzluk ve çatışma düzeyini kendi amaçlarına zarar değil yarar verecek düzeyde tutmalıdırlar. Dolayısıyla kontrolü kendi ellerinde bulundurup her yönü ile düşünüp davranışlarını dikkatli biçimde kontrol altına almalıdırlar. Aksi takdirde zarara uğrayıp yenilen taraf olabilirler. 2. Kurumsallaşmayı sağlamalı Bilindiği gibi sosyal kurum, çoğunluğun paylaştığı ve bazı temel grup ihtiyaçlarının karşılanması amacına yönelik, davranış örüntüleri bileşimidir. Bir başka deyişle şahısların temel sosyal ihtiyaçlarını karşılama amacıyla belirlenmiş, onaylanmış ve birleştirilmiş tarzlardan oynadıkları, oldukça sürekli sosyal örüntü, rol ve ilişki yapısıdır. Sosyal kurumların bazı özellikleri var. Bu özellikler aşağıda olduğu gibi sıralanabilir: — Kurumlar amaç ve işleve sahiptirler. — Kurumlar oldukça sürekli ve kurumsal değişme oldukça yavaştır. — Kurumlar yapılanmış, örgütlenmiş ve eşgüdümlendirilmişler. Kurumları oluşturan parçalar bir diğerine dayanır ve bir birleri üzerinde baskı yaparlar. — Bir kültürdeki hiç bir kurum, diğerlerinden ayrı olamaz, ama bir birim olarak işlemesinden dolayı yine de biricik bir yapıdır. — Kurumlar zorunlu olarak değer yüklüdürler. Çünkü tek biçimli davranışların tekrarlanması, hareketin normatif kodları haline gelmiştir. Görüldüğü gibi kurumlar sosyal-kültürel yapıların ana ve temel sütunlarını ya da iskeletini oluştururlar. Bu bakımdan kurumlar sosyal-kültürel yapıların bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan çimento ve dinamizmleridir. Bu gün Güney Azerbaycan Türk kültürü kendi süreğenliğini sağlayan dinamiklerinden ve bütünlüğünü koruyan birleştirici öğelerinden (yani sosyal-kültürel kurumlarından) yoksun bırakılmıştır. Bu bakımdan Güney Azerbaycan Türk milliyetçileri kendi istekleri doğrultusundaki aktivitelerinde kurumsallaşma hususunu her şeye rağmen göz ardı etmemeliler. Çünkü her hangi bir sosyal-kültürel yapılanma ve dağılma kurumsallaşma ve kurumsallaşmama olgusu açısından büyük bir fırsat sunmaktadır. Geniş çaplı toplanışlarda bir düşünce akımının potansiyel güçleri tanınıp aktif duruma getirilebilir. Sosyal-kültürel yaşamın tüm sahalarındaki ekonomik, sanatsal, hukuksal, politik, sportif, gelenek ve göreneksel örgütler ve örgütlenmeler bu gibi geniş çaplı toplanışlarda bir birleri ile tanışabilir ve oluşabilirler. Kurumsallaşma ve sosyal-kültürel varlığın süreğenliğini ve bütünlüğünü sağlamak bu demektir. Potansiyel güçlerin aktife dönüşmesi, sosyal organizasyonların genişletilmesi, ilişki ve etkileşim ağının büyümesi, çeşitli dallarda uzman kadroların bir araya gelmesi, sosyal-ekonomik desteğin sağlanması ve beyin kadrolarının tanışmaları için Babek Kalesi Halk Kurultayı Güney Azerbaycan Türk milliyetçilerine büyük bir fırsat tanımaktadır. 3. Ödüllendirme ve cezalandırma gücüne sahip olmalı Birçok sosyoloji ve özellikle de sosyal-psikoloji kuramcısı insan ilişkilerini ödül ve ceza açısından incelemiş ve bazı tespitlerde bulunmuşlar. Bu araştırmalarda, bireylerin yaptıkları davranışların karşılığında aldıkları tepkilere göre davranışlarını tekrarlama ya da değiştirme eğilimi gerçeği ortaya çıkmıştır. Araştırmaların sonucunda bireyler gerçekleştirdikleri davranışın karşısında ödüllendirildikleri takdirde davranışlarını tekrarladıklarını ve cezalandırıldıkları takdirde ise davranışlarını değiştirdikleri gözlemlenmiştir. Başka bir değişle bireyler davranışlarını gerçekleştirmeden önce ödül-bedel değerlendirmesi yapar, bedel ödülden ağır olduğu takdirde gerçekleştirmek istedikleri davranıştan vazgeçerler. Onlara bunun nedeni sorulduğunda bin bir mantık uydurabilirler. Örneğin arkadaşınıza daha önceden anlaştığı bir buluşma yerine neden gelmediğini sorsanız, sizi ikna etmek için bin bir bahane uydurur. Ama gerçek şu ki o –kendince- sizinle görüşmekten daha önemli bulduğu her hangi bir uğraşısı ile uğraşıyormuş. Toplumsal ilişki ve etkileşim içinde bulunan kişilerin bazı sosyal aktivitelere katılıp katılmamalarını etkileyen faktörlerden biri de ödül-bedel değerlendirmesidir. Kişiler katılmaları istenilen her hangi bir sosyal aktiviteye katılmadan önce ödül ve bedel karşılaştırması yapıp sonra karar verirler. Bir sosyal organizasyon olarak Babek Kalesi Halk Kurultayı'na katılan ve katılmayan Güney Azerbaycan Türkleri de bu değerlendirmeyi yaparlar. Eğer bu sosyal organizasyon onların istek ve arzularını yerine getiriyorsa yani onları ödüllendiriyorsa katılımlarını sağlar. Yoksa onları cezalandırıp ve altından kalkamayacakları zarara uğratırsa katılmaktan vazgeçtirir. Güney Azerbaycan Türk milliyetçi çevreleri bu hususu önemle dikkate almaları gerekiyor. Bu organizasyonun organizatörleri Azerbaycan Türk milliyetçi sempatizanlarını Babek Kalesine toplayarak onlara bedellerini ödeyemeyecekleri davranışları yaptırmamalı ve yapanları da uyarmalılar. Aksi takdirde Babek Kalesi Halk Kurultayı kendi önemini yitirip amacına ulaşamaz. Bu nedenle de Güney Azerbaycan Türk milliyetçiliği büyük bir enerji ve güç yitimine uğrar. Dolayısıyla Babek Kalesi Halk Kurultayı'na katılanlar ceza alabilecekleri her türlü davranıştan uzak tutulmalı ve geçici heyecanlara kurban edilmemeliler. Son yıllarda gündem dışı bazı heyecan verici aşırı davranışlar, katılımcılara bedellerini ödeyemeyecekleri cezalar getirmiş ve katılım oranının düşmesine sebep olmuştur. Güney Azerbaycan Türk milliyetçi çevrelerinin aşırı duygusal ve heyecan ağırlıklı davranışları merkezde bulunan şovenist güç çevrelerini harekete geçirebilir. Bu durumda her iki taraf, özellikle de Güney Azerbaycan Türk milleti için sonuçları kaldırılamayacak olaylar baş alıp gelişebilir. Bu süreci engellemek için Azerbaycan Türk milliyetçi çevreleri gündem dışı heyecan verici aşırı duygusal davranışları bir kenara bırakarak konuyu rasyonel biçimde ele alıp gerçekçi davranırlarsa merkezde bulunan şovenist güçlerin kullandıkları kozları ellerinden alıp korku ve kan kokusu veren ortamın yerini güven, barış ve sevgi kokan ortam alır, katılım her geçen yıl daha da artar, kalıcı olur ve Babek Kalesi Halk Kurultayı amacına ulaşabilir. Böylece Babek Kalesi Halk Kurultayı ceza değil ödül verici bir sosyal organizasyon çehresine bürünür ve kitleler tarafından kabullenip değer verilir. Dolayısıyla kendi hedefine ulaşabilir. Çünkü katılımcılar elde etmek istediklerini ağır bedeller ödemeden elde ederler ve memnun kalırlar. Bu durumdan en zararlı ve yenik çıkan taraf Güney Azerbaycan Türk kültürünün yok edilmesini isteyen taraf, yani Fars şovenistleri olurlar. Çünkü artık her türlü özürleri ellerinden alınmış ve organizasyonu engelleyebilecek sebepleri ve sözleri kalmayacaktır. 4. Barışçıl nitelikte olmalı: Tarih, dünyadaki birçok etnik ve ulusal çatışmalara sahne olmuştur. Tabi ki bu çatışmalar kendilerine has şartların getirdiği biçimlere bürünmüştür. Ama bütün ayrılıklarına karşın aralarında bazı benzerlikleri de görünebilir. Bu bakımdan “çatışmanın şiddeti” benzerlikleri ve ayrılıkları ayırt eden değişken biri olarak ele alınırsa en kaba ayrımla çatışmaları “yüksek şiddetli” ve “düşük şiddetli” olarak iki ayrı kategoride yerleştirebiliriz. Yüksek şiddetli çatışmalara örnek olarak Cezayir'in Fransa'ya karşı verdiği istiklal savaşı, Türkiye'nin kurtuluş savaşı, Çin'in İngiltere ve Japonya'ya karşı verdiği kanlı mücadele ve en son olarak da eski Yugoslavya'nın parçalanma süreci gösterilebilir. Düşük şiddetli çatışmalara ise eski Sovyetler Birliği'nin çöküşünü, Çek ve Slovakya'nın ayrılması, Hong Kong'un İngiltere'den ayrılarak yeniden Çin'e bağlanması örnek gösterilebilir. Bu iki kategorideki milletlerin istiklal ya da ayrılma süreçlerine yapısallaşmışlık ve kurumsallaşmışlık açısından bakılırsa yüksek şiddetli çatışmalarda bağımsızlık savaşı veren tarafın düşük şiddetli çatışmalarda bağımsızlık savaşı veren tarafa göre daha az yapısallaşmış ve kurumsallaşmış olduğu gözlemlenebilir. Ayrıca düşük şiddetli çatışmalarda bağımsızlığı elde etmenin maliyeti yüksek şiddetli çatışmalara göre daha düşüktür. Güney Azerbaycan'da Türkçülük temelinde milli uyanış sürecini destekleyen kesim ile Faks’laştırma sürecini destekleyen kesim arasındaki etkileşim süreci, şiddetli çatışmalardan uzak durabildiği oranda yapıcı, aksi takdirde yıkıcı mahiyet taşıyabilir. Dolayısıyla Güney Azerbaycan Türk milliyetçi aktivistleri savaşçıl yöntemleri değil barışçıl yöntemleri benimsedikleri takdirde daha az enerji masrafı ile daha çok kazanç elde edebilirler. Çünkü iç konjönktörde rakiplerinden daha güçsüz konumda oldukları için savaşta yenilme ihtimali yüksek, dış konjönktörde ise barışçıl hareket mahiyeti sayesinde destek kazanma olasılığı yüksektir. Babek Kalesi Halk Kurultayı gerici ve devrimci değil anlatımcı, reformist ve barışçıl sosyal hareket tipini seçerse uluslararası arenada kendi yerini bulabilir. Böylece uluslararası güç odakları ve sivil toplum kuruluşlarının desteğini kazanıp barışçıl mahiyette tekrarlanma imkanını garantiye alabilir. Babek Kalesi Halk Kurultayı'nda nefretten ziyade sevgi ve barış duyguları ön planda tutulmalı ve şiddetli çatışmaya gidilmemelidir. Çünkü şiddetli çatışmalar gerçekleşirse maliyetini ödeyemeyen taraf Güney Azerbaycan Türk milliyetçileri olacaktır. Bunun sebebi de karşı tarafın yani Fars şovenistlerinin kurumsallaşmış kuruluşlara, sermayeye ve insan gücüne sahip olmasıdır. Dolayısıyla da bir devlet olmasıdır. Yaşasın ve kahrolsun sloganları dikkatle seçilmelidir. Düşman arttırmaktansa dost kazanmaya dikkat gösterilmelidir. Babek Kalesi Halk Kurultayı temel insan hakları konvansiyonu ve anayasal azınlık hakları çerçevesindeki istekleri dile getirmelidir. İran'ın toprak bütünlüğünü bozacak mahiyette gündem dışı davranışlardan uzak durarak yıkıcı değil kurucu mahiyet sergilemelidir. Günümüzün iç ve dış şartlarını göze alarak yukarıda açıklanan ve benzeri zaruretler yerine getirilirse Babek Kalesi Halk Kurultayı devamlılık kazanabilir, diye düşünüyorum. Dolayısıyla Babek Kalesi Halk Kurultayı neyin pahasına olursa olsun hedeflerine ulaşabilmesi için savaşçıl, yıkıcı ve gayri meşru değil barışçıl, kurucu ve meşru bir sosyal hareket mahiyeti taşımak zorundadır. Yukarıda açıklanan kriterlerin yerine getirilmesi için aşağıda açıklanacak hususlar dikkate alınmalıdır. Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın amacı ve işlevi netleşmelidir. Katılımcıların beklentileri ve sergileyecekleri davranışlar, açıklık kazanmış amacı ve işlevinin sınırlarını aşmamalı. Dolayısıyla Babek Kalesi Halk Kurultayı Güney Azerbaycan Türk kültürünün bütün problemlerini çözecek gücü ve kapasiteyi taşıyamaz. Güney Azerbaycan Türk kültürünün hukuksal, ekonomik, tarihsel, siyasal, kültürel ve sosyal problemlerinin her biri kendi sahasında koşut bir biçimde dile getirilip çözülmelidir. Başka bir deyişle her sahanın problemi kendi sınırları ve şatları içinde öne çıkarılıp operasyonel bir biçimde çözümlenmelidir. Aksi takdirde sorunlar ve sorunları çözme yöntemleri karışır ve sorunlar çözümsüz kalır. Babek Kalesi Halk Kurultayı'na katılanlar kendi taleplerini, uzlaşılmaz ve gerçekleştirilemez gündem dışı duruş ve yöntemlerle değil; uzlaşılabilir, gerçekleştirilebilir ve sürdürülebilir duruş ve yöntemleri izleyerek gündeme getirmeliler. Dolayısıyla Güney Azerbaycan Türk milliyetçi çevreler, Babek Kalesi Halk Kurultayı organizasyonunda kendi güç ve kapasitelerini aşan geçici heyecan verici duygusal yöntemlerle değil; istek ve dileklerini gerçekçi ve rasyonel biçimde dile getirmelidirler. Başka bir deyişle karşı taraf ile kendileri arasındaki güç denklemini kendi aleyhlerine çevirmemelidirler. Gerçekçi ve ussal yöntemlerle çözülebilir sorunlara ve uzun süreli menfaatlere odaklanmalıdırlar . Bu bağlamda gözetilmesi gereken birkaç önemli noktaya daha değinmekte yarar var: 1. Kurultay ulusalcı niteliğini yitirmemeli ya da her hangi bir ideolojik ve siyasal teşkilatlanmalara lehte ya da aleyhte mal edilmemelidir. Dolayısıyla Babek Kalesi Halk Kurultayı'nın amacı A veya B kişinin ya da partinin çıkarlarını değil Güney Azerbaycan Türk Kültürü'nün çıkarlarını gütmelidir. Çünkü sosyal-kültürel yapılar ideolojik ve politik yapılanmaları aşar ve kapsar niteliktedir. 2. Kurultayın mahiyeti barışçıl, özgürlükçü ve insancıl çizgileri aşmamalı, şiddetli çatışma girişimleri hiç bir taraf, özellikle de Güney Azerbaycan Trükleri’ne istenilen sonuçları kazandırmayabilir. 3. Kurultay, kurultaya katılanlar başta olmakla bütün Azerbaycan Trükleri’ne her türlü zarar değil yarar sağlamalıdır. Başka bir deyişle kurultay, kurultayı gerçekleştiren gurup ve topluluklardaki bireyler için olumlu fonksiyonlar sağlamalı, onları ödüllendirmeli olmalıdır. Kurultaya katılmak halk tarafından gerçekleşmesi gereken bir arzu olmalı. 4. Kurultay dünya medyasında gündeme gelmeli bunun için çağdaş teknolojik imkanları kullanarak geniş iletişim ağları oluşturulmalı, önde gelen dünya medya kuruluşları ile temasa geçilmelidir. Canlı yayınlarla dünya kamuoyuna sunulmasının yolları açılmalı ve imkanları sağlanmalıdır. Bu hususun gerçekleşmesi için uzman kadroların yardımı ile kapsamlı biçimde organizasyonlar ve örgütlenmelere gidilmelidir. 5. Bir ulusal bayram ve barış günü olarak uluslararası sivil toplum ve resmi örgütlere bildirilerek onlar tarafından kayda alınmasını sağlayacak imkanların oluşmasına özen gösterilmelidir. En azından UNESCO tarafından kayda alınmasını sağlayacak zeminin hazırlanması doğrultusunda çalışılmalıdır. 6. Olabildiğince resmi devlet organları ile eşgüdümlü ve paralel hareket edilmeli ve onların da desteğinin kazanılması doğrultusunda çalışılmalıdır. 7. Her türlü beklenilmeyen olaya karşı ve olağan üstü durumlara yönelik önlemler alabilecek ve bu tür sorunları karşılayabilecek organize edilmiş guruplar hazırlıklı olmalıdırlar. Tebriz Nisan 2005 |
